sıla's profileAşk tükenen bi duygu ise...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
May 01 Sevdim İşte Ötesi YokBen seni kocaman bi yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın.
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaparak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle. Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorumlamadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok... ENGİN'İME April 22 KEŞKEKeşke yanımda olabilseydin, April 09 AŞKIN TARİFİO’nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain... sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa... dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse... hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar... her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa... bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa... iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız... kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü... özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu... hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız... O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse... gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine... uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa... dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız... kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa... Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla... ...o halde yarın sizin gününüz!.. "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz. CANIM AŞKIM'A İŞTE AŞK....Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin... > Sokaga fırlayacaksin... i > Sokaklar da dar gelecek... > Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi... > Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril gökyüzü... > Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar > küçüleceksin... > Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan... > "Önemli olan saglik." > "Yaşamak güzel." > "Boş ver, her şey unutulur." > Sen hiçbirini duymayacaksin... > Göz yaşlarindan etrafi göremez hale geleceksin... > Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda ölmek > isteyecek kadar çok seveceksin... > Hep ondan bahsetmek isteyeceksin... > "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" deseler basini > kaldirip Ne dedin?" diye sormayacaksin... > Yalniz kalmak isteyeceksin... > Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak... > Ikisi de yetmeyecek... > Geçmişi düşüneceksin... > Neredeyse dakika dakika... > Ama kötüleri atlayarak... > Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin... > Gittigin yerlere gitmek... > Bu sana hiç iyi gelmeyecek... > Ama bile bile yapacaksin... > Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksin... > Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin... > Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin.... > Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin... > Herkesi ona benzetip... > Kimseyi onun yerine koyamayacaksin... > Hiçbir şey oyalamayacak seni... > Ilaçlara siginacaksin... > Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan. > Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren... > Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek... > Bogazin dügümlenecek, dinleyemeyeceksin... > Uyumak zor, uyanmak kolay olacak... > Sabahi iple çekeceksin... > Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksin... > Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler... > Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin... > Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çikana sarilmak isteyeceksin > ... > Nafile... > Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek... > Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin... > Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin... > Telefonun çalmasini bekleyeceksin... > Aramayacagini bile bile... > Her çaldiginda yüregin agzina gelecek... > Aglamakli konuşacaksin arayanlarla... > Yüregin burkulacak... > Canin yanacak... > Bir daha sevmemeye yemin edeceksin... > Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden... > Onun sesini bir kez daha duymak için yanip tutuşacaksin... > Defalarca aradigi günlerin kiymetini bilmedigin için kendinden nefret > edeceksin... > Yasadigin şehri terk etmek isteyeceksin... > Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerleşmek... > Ama bir umut... > Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu... > Bu umut seni gitmekten alikoyacak... > Gel gitler içinde yasayacaksin... > Buna yasamak denirse... > > **** > Razi misin bütün bunlara...? > Hazir misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye...? > O halde asik olabilirsin March 05 KİM ÖZLERDİ...O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer. Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!! February 28 AŞK'TA YARIN YOKTUR SEVGİLİ...Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...Birazdan sabah olacak...Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... February 05 Bir başka seviyorum seni
February 03 ~~BIRAK VE GİT~~![]() "Nerede olursan ol yüreğimdesin" demiştin ya... İnanmıştım... Yanıldığımı,ansızın... Bir nefes de... Beni soluksuz bıraktığında anladım... Anladım ki Çok uzağım yüreğinden,benliğinden,ruhundan... Sesim kısıldı haykıramıyorum.. Sokaklarda yankılanan feryatlarımı duymuyorum.. Çaresizlikten mi kısıldı sesim ? Yok sa sensizlikten mi? "Nerede olursan ol yüreğimdesin" demiştin ya ... İnanmıştım... Sayıklıyorum... "Yoksun işte yoksun "... Gözyaşları bitti sanılır.. Yürek yanılır,göz aldanır.. Yaşların sessizce yüreğe doğru aktığını görebilen var mıdır ? Özlemekten yorulunca geriye ne kalır yüreklerde ? Bende ruhumu alev alev yakan bir çift siyah göz kaldı senden geriye... Derin,dipsiz,sonsuz... İçinde kaybolmaktan korktuğum.. Kıvılcımlar saçan.. Yıldızları bile kıskandıran bir çift göz... Sayıklıyorum... "Yoksun işte yoksun "... "Yüreğindeki sevgi kırıntılarını atıp cebine,dudağında boş bir ıslık,gözlerinde sahte arayışlarla ne de kolaymış gitmeler..." Sen gidince anladım... Sen boynu bükük,kırık dökük sevgilerden arınırken..Bıraktığın yüreğe bir kez bile dönüp bakmadan gittin..İçindeki o bir türlü dolduramadığın koskoca,kapkara boşluğa doğru yol alırken..Farkında mısın hayatın girdabına sürüklenen sevgisiz kuru bir yaprak olduğunun ? Bunu anladığın gün otur bir kayalığın üzerine seyret denizi.. Sor ona.. Köpük köpük sitemle anlatacaktır öfkeli yanlızlığının sebebini.. Ve biliyorum.. O gün anlayacaksın.. Ardında bıraktığın yüreğin;aslında tüm denizleri kuşattığını... Son bir hamle yaparak ardına bakacaksın.. Gözlerimi arayacaksın delice.. " Affet..!" diyen gözlerinle geleceksin.. "Nerede olursan ol yüreğimdesin" demiştin ya... İnanmıştım... Simdi sen gideceksin, git Güzelliğini, ulaşılmazlığını al ve git Bırak beni eski kışımda Yarınımı götür Gençliğin o yara almaz bencilliğine git İçinde gitgide büyüyen o yalnızlık kurdunu Güzelliğine dadanan o hastalıklı hüznünü Bırak ve git... Kibirli arzularına, altın gölgedeki kusursuz yüzüne Yillar sonra yaşayacağın Unutuluşları, o acımasız kışları bırak ve git... BAĞLANMAYACAKSIN...![]() Aşk Bunu Bana Yapmaya Mecburmu?
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. AŞK'A DÜET~~ Kadın ~~ Bitti mi sevdan..? ~~ Erkek ~~ hayır bitmedi sevdam ![]()
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|