sıla's profileAşk tükenen bi duygu ise...PhotosBlogListsMore Tools Help
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
May 01

Sevdim İşte Ötesi Yok

Ben seni kocaman bi yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın.

Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaparak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorumlamadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Sevdim işte ötesi yok...                                       
                                                                                                                                              ENGİN'İME
April 22

KEŞKE

Keşke yanımda olabilseydin,
Ve keşke ben bu kadar geç kalmasaydım ışığa, şarkıya.
Ve keşke gözümdeki rüyalarda karartabilseydim senin resmini
Ve keşke sayfalar dolusu acılarımı okuyup,
Ve keşke ağlarken seyredebilseydim seni
Ve keşke bilseydim yaşadığın bütün acıları,
Ve keşke yaşayabilseydim seninle bütün düşlerini
Ve keşke şiiri yaşıyorum seninle, yaşayabilseydim hecelerini
Ve keşke uçabilseydim seninle bulutların üzerine
Ve keşke uyanabilseydim seninle yaşanmamış sabahlara
Ve keşke seninle silebilseydim yaşadığımı zannettiğim yılları
Ve keşke yıllara muhtaç olmasaydı yüreğim seni unutabilmek için
Ve keşke bilebilseydin sensizken nasıl şarkılara dert yandığımı
Ve keşke hiç susmasaydı yazdığın şiirler
Ve keşke şiiri yaşayabildiğim kadar yaşayabilseydim seni
Ve keşke ben bu kadar vicdanlı olmasaydım
Ve keşke söküp çıkarabilseydim yüreğimi yerinden
Ve keşke bu kadar korkmasaydım senin geçmişinden
Ve keşke tutulmasaydım bu kadar gözlerine
Ve keşke alev alev akmasaydın içime
Ve keşke hiç bakmasaydın yüzüme
Ve keşke hiç yankılanmasaydı dehlizimde böylesine sararmış bir sonbahar
Ve keşke ben bu kadar sevmeseydim sonbaharı
Ve keşke böylesine kaybolmasaydım hasret denizlerinde
Ve keşke bir saniye koklasaydın sana uzattığım çiçekleri
Ve keşke sevebilseydin benim sevdiğim kadar
Ve keşke ikinci baharın olabilseydim tükenmemiş günlerinde
Ve keşke aşk bu ya ölebilseydim dudaklarında
Ve keşke alevlenmiş yüreğimi kora döndürebilseydin
Ve keşke ben sormasaydım kendime ne olacak şimdi halim diye
Ve keşke hiç unutmasaydın sana yazdığım şiirleri
Ve keşke udumla okuyabilseydim sana son bestelerimi
Ve keşke uzun zamandır yanmayan ocağımda çorba kaynatabilseydim sana
Ve keşke uzanabilseydim dizlerine ve bir şiir okuyabilseydin bana
Ve keşke aşk mahkum edilmeseydi böyle bir kapana
Ve keşke yanabilseydim senin avuçlarında
Ve keşke yanan yüreğime bir damla suyu çok görmeseydin
Ve keşke yaşayabilseydim seni şiiri yaşadığım kadar
Ve keşke bir şiir olsaydı aşkımın meyvesi
Ve keşke onu büyütebilseydim seni beklerken,
Ve keşke seni beklerken böylesine peri piramidi gibi enlenmeseydi zaman
Ve keşke birlikte biz olabilseydik el ele
Ve dedim ya keşke bir şiir kadar yaşayabilseydim seni
Ve keşke dediğin gibi bizi hiç kimsenin tanımadığı bir mekan olabilseydi yeryüzünde…..

April 09

AŞKIN TARİFİ

O’nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
 
                                                                                     CANIM AŞKIM'A

İŞTE AŞK....

Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...
> Sokaga fırlayacaksin... i
> Sokaklar da dar gelecek...
> Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi...
> Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril gökyüzü...
> Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
> küçüleceksin...
> Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
> "Önemli olan saglik."
> "Yaşamak güzel."
> "Boş ver,  her şey unutulur."
> Sen hiçbirini duymayacaksin...
> Göz yaşlarindan etrafi göremez hale geleceksin...
> Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda ölmek
> isteyecek kadar çok seveceksin...
> Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
> "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" deseler basini
> kaldirip Ne dedin?" diye sormayacaksin...
> Yalniz kalmak isteyeceksin...
> Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak...
> Ikisi de yetmeyecek...
> Geçmişi düşüneceksin...
> Neredeyse dakika dakika...
> Ama kötüleri atlayarak...
> Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin...
> Gittigin yerlere gitmek...
> Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
> Ama bile bile yapacaksin...
> Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksin...
> Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin...
> Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin....
> Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
> Herkesi ona benzetip...
> Kimseyi onun yerine koyamayacaksin...
> Hiçbir şey oyalamayacak seni...
> Ilaçlara siginacaksin...
> Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan.
> Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren...
> Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek...
> Bogazin dügümlenecek, dinleyemeyeceksin...
> Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
> Sabahi iple çekeceksin...
> Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksin...
> Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
> Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
> Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çikana sarilmak isteyeceksin
> ...
> Nafile...
> Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
> Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin...
> Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin...
> Telefonun çalmasini bekleyeceksin...
> Aramayacagini bile bile...
> Her çaldiginda yüregin agzina gelecek...
> Aglamakli konuşacaksin arayanlarla...
> Yüregin burkulacak...
> Canin yanacak...
> Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
> Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
> Onun sesini bir kez daha duymak için yanip tutuşacaksin...
> Defalarca aradigi günlerin kiymetini bilmedigin için kendinden nefret
> edeceksin...
> Yasadigin şehri terk etmek isteyeceksin...
> Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerleşmek...
> Ama bir umut...
> Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu...
> Bu umut seni gitmekten alikoyacak...
> Gel gitler içinde yasayacaksin...
> Buna yasamak denirse...
>
> ****
> Razi misin bütün bunlara...?
> Hazir misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
> O halde asik olabilirsin


March 05

KİM ÖZLERDİ...

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

February 28

AŞK'TA YARIN YOKTUR SEVGİLİ...

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...Birazdan sabah olacak...Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili...

February 05

Bir başka seviyorum seni



Bir başka seviyorum seni,
Gündüzün geceyi sevdiği,
Balıkların denizi,ayrılığın kavuşmayı,
Bulutların yağmurları sevdiği gibi,
Sonra dalında yaprakları ağaçların,
Sonbaharı beklediği gibi,
Bambaşka seviyorum seni,
Şairin şiiri,
Hasretin yüreği özlediği gibi,
Bir başka seviyorum seni,
Çiçeklerin fotosentezi,
Dağların rüzgar'ı beklediği gibi,
Bambaşka bekliyorum seni,
Uykunun yatağı,
Sabahın uyanmayı öğrettiği,
Kitabın okunmayı,
Kalemin yazmayı bildiği gibi,
Bir başka seviyorum seni,
Bambaşka yaşıyorum bilemezsin,
Yüreğimi benden çalan,
Delicesine kapıldığım yüreğini.....

February 03

~~BIRAK VE GİT~~




"Nerede olursan ol yüreğimdesin" demiştin ya...
İnanmıştım...
Yanıldığımı,ansızın...
Bir nefes de...
Beni soluksuz bıraktığında anladım...
Anladım ki Çok uzağım yüreğinden,benliğinden,ruhundan...
Sesim kısıldı haykıramıyorum..
Sokaklarda yankılanan feryatlarımı duymuyorum..
Çaresizlikten mi kısıldı sesim ?
Yok sa sensizlikten mi?

"Nerede olursan ol yüreğimdesin" demiştin ya ...
İnanmıştım...

Sayıklıyorum...
"Yoksun işte yoksun "...

Gözyaşları bitti sanılır..
Yürek yanılır,göz aldanır..
Yaşların sessizce yüreğe doğru aktığını görebilen var mıdır ?
Özlemekten yorulunca geriye ne kalır yüreklerde ?
Bende ruhumu alev alev yakan bir çift siyah göz kaldı senden geriye...
Derin,dipsiz,sonsuz...
İçinde kaybolmaktan korktuğum..
Kıvılcımlar saçan..
Yıldızları bile kıskandıran bir çift göz...

Sayıklıyorum...
"Yoksun işte yoksun "...

"Yüreğindeki sevgi kırıntılarını atıp cebine,dudağında boş bir ıslık,gözlerinde sahte arayışlarla ne de kolaymış gitmeler..."

Sen gidince anladım...

Sen boynu bükük,kırık dökük sevgilerden arınırken..Bıraktığın yüreğe bir kez bile dönüp bakmadan gittin..İçindeki o bir türlü dolduramadığın koskoca,kapkara boşluğa doğru yol alırken..Farkında mısın hayatın girdabına sürüklenen sevgisiz kuru bir yaprak olduğunun ?

Bunu anladığın gün otur bir kayalığın üzerine seyret denizi..
Sor ona..
Köpük köpük sitemle anlatacaktır öfkeli yanlızlığının sebebini..
Ve biliyorum..
O gün anlayacaksın..
Ardında bıraktığın yüreğin;aslında tüm denizleri kuşattığını...
Son bir hamle yaparak ardına bakacaksın..
Gözlerimi arayacaksın delice..
" Affet..!" diyen gözlerinle geleceksin..

"Nerede olursan ol yüreğimdesin" demiştin ya...
İnanmıştım...



Simdi sen gideceksin, git
Güzelliğini, ulaşılmazlığını al ve git
Bırak beni eski kışımda
Yarınımı götür
Gençliğin o yara almaz bencilliğine git
İçinde gitgide büyüyen o yalnızlık kurdunu
Güzelliğine dadanan o hastalıklı hüznünü
Bırak ve git...
Kibirli arzularına, altın gölgedeki kusursuz yüzüne
Yillar sonra yaşayacağın
Unutuluşları, o acımasız kışları bırak ve git...

BAĞLANMAYACAKSIN...



Aşk Bunu Bana Yapmaya Mecburmu?

 

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağini bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın. (bağlandıkta ne oldu!)
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.

AŞK'A DÜET

~~ Kadın ~~

Bitti mi sevdan..?
Hani kalbine sığmıyordum..
Hani semalara uzanıyordum..
Hani bensiz yaşayamazdın..
Ne oldu o ettiğin yeminlere..?
Ne de çabuk unuttun..
Bitti mi aşkın..
Hani ateşin dağların lavıydı..
Hani kavrulan yüreğin erirdi..
Hani benim aşkım olmadan yaşayamazdın..
Ne oldu..????
Aşkını söndüren yağmurlar mı yağdı..?
Bitti mi her şey..?
Gözlerime bakan gözlerin kime bakıyor..
Ellerimi tutan ellerin kimi sarıyor..
Beni sevdiğini söyleyen dudakların,,
şimdi kime ne yalan söylüyor…??
Ne oldu..bitti mi..?
Bu kadar mıydı sevgin yoksa..?
Kaybolacağım karanlıkta..
Belki sisli bir kış gecesi..
Belki hüzünlü bir sonbahar akşamı..
Cesedimi bulacaklar çamurlar arasında..
Gelip sana haber verecekler..
Şaşıracaksın..Bir elinde resim
Bir elinde silah vardı diyecekler..
Kalkıp gelecek bana soracaksın..
Senin için neler çektiğimi o zaman anlayacaksın..
Tutup elimden ?AFFET? ?affet beni? diyeceksin
Seni çoktan affettiğimi bilemeyeceksin..
Eğilip soğuk vücuduma sarılacaksın..
İşte o anda son bir fısıltı duyacaksın dudaklarından
?… ELVEDA SONSUZ AŞKIM…?

~~ Erkek ~~

hayır bitmedi sevdam
kalbime sığdıramadım yüregini
kaçdım bu diyarlardan ölecegimden korktum
semalar bile yetmedi
bir gün sensiz yaşamak korkuttu beni
sensizliği düşündükçe semalar daraltı
kaçtım kaçtım uzak diyarlara
alabildigine kaçtım
ama kaçarken seni getirdim arkamdan bilemeden
ettigim yeminler geldi peşimden
anılarım geldi peşimden
bitiremedim aşkımı
dağların lavı eritti büyük dağlarımızı
yüreğim kayboldu yüreğinin içinde
öldüm aşksızlıgının içinde
yaşayamadım yağmur oldum
hayır bitmedi sevdam
gözlerine bakan gözlerim aya bakıyor
ellerini tutan ellerim kızıl kumları tutuyor
seni sevdigimi söyledigim dudaklarım soğuk kışlara bağırıyor
hiç yalan soyleyemedim ben
hep kendimi kandırdım sadece
hayır bitmedi sevdam
sen hayal bile edemedin sevdamı
hep kötü düşündün oysa bilmeden gerçekleri
karanlık zannettigin alaca ışıgı göremedin
gözlerin kamaştı göremedin..
hüzünlü son bahar akşamlarında bekliyorum seni
göz yaşlarım sonbahar yapraklarıyla dağılıyor rüzgarlarla
cesedini çıkartacagım ruhu tertemiz çamurların içinden
ruhuna üfleyecegim hücrelerin canlanacak
şaşıracaksın, karşında beni gördüğüne
belki beni öldürmek isteyeceksin düşündüklerinle
kalkıp gelecek bana soracaksın tüm herşeyin hesabını
benim için neler çektiğini anlatacaksın bana
oysa bilmeden gerçekleri ..
sarılacaksın boynuma gerçekleri anladıkdan sonra
yutacaksın tüm kusmak istediklerini geri ..
hic bir zaman soyleyemeyeceksin eLveda sonsuz aşkım sözcüğünü ..

 

sıla hasret

Lists
 
 

    

    
 

A felicidade da vida é feita de pequenos detalhes  

    

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ahmed akwrote:



İnsan yağmur gibi olmalı bence, herkesi ıslatabilmeli. . .
Rahmeti kuşanıp herkese her şeye merhamet etmeli. . .
İnsan sözünü yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara;
Kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli. . .
Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli,
hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı. . .
İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı. . .

Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı,
ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı. . .
Yağmur göklerden yere serinliktir;
Yağmur yukarıdan aşağıya minnetsiz iniştir. . .
Yağmura “rahmet” diyenlere,
yağmur
damlaları
sayısınca
rahmet
   okumalı...
Senai Demirci

 
selam ve dua ile kardeşim

June 20
ahmed akwrote:


Musa'nın olduğu yerde Firavun değil, Firavun'un olduğu yerde Musa vardır. Yani evvela küfrün zehirden tadı emilecek, sonra panzehir olarak din yetişecek.

Nizam böyle!

Musa kelimesinin ihata edeceği her şahıs, İlahi bir ıslahat fermanıyla insanlar içinde boy gösterirken, onların evvela yalnız oldukları göze çarpar.

Evet, Firavun kavmine gelen Musa'lar yalnızdırlar. Çünkü Firavun bir meslek erbabı değil, bir dava adamıdır. Davasının yekûnu ise semavi dinlere karşı olmak, hatta elinden gelirse onları yıkmaktır. Bu sebeple çömezlerini yurdun dört bucağına dağıtır; her mahallede hatta ve hatta her evde bir tane bulundurmaya gayret eder. Buna muvaffak da olabilir.

Neticede Musa'lar aleyhine öyle bir sahne kurulur ki, yılana sarılmış Musa, ejderha ile mücadeleye gider. Bunu daha çok açarsak, Musa'ların evladı veya karısı Firavun'un çömezi olabilir, onun namına hareket edebilir.

Musa'lar yalnızdır...

O kadar yalnızdır ki, Allah'tan başka sığınıp güvenecekleri kapı bulamazlar. Karşısına dikilen Firavun ordusuna, hazinesine, maarifine, esnafına, halkına karşı, Musa kimsesizdir, parasızdır, silahsızdır.

Mücadele, maddi kanunların kabul etmeyeceği muvazenesizlik içinde başlar; sonunda zayıf muvaffak olur, kuvvetli mağlup...

Kudret-i İlahi bunu böyle istiyor, kim ne diyebilir?

İşin garip tarafı, Firavun namına iş yapan çömezlerin ekserisi yaptıkları işin mahiyetini bilmezler. Bunu ne için ve kimin namına yaptıklarını anlayamazlar. Dünyanın akıllısı geçinen bu insanlara iman meselesini iki kere iki dört eder basitliğinde takdim etsen aksiseda yapan teneke kutular gibi tekrar ederler fakat anlayamazlar.

Firavun olmasaydı diyemeyiz. Her şey zıddı ile kaimdir. O olacaktır ve olmalıdır. Hakiki mü'minler Firavun'un ateşinde yanıp altın olduğunu ortaya koyanlardır. Kimyada usul böyledir. Kıymetli cevherleri meydana çıkarmak için bileşikleri ateşe atarlar. İşte bu yüzden Musa'lar Firavun'un fırınına düşerler ki, elmasla kömür ayrılsın.

Sonra Firavun'un tâbileri, bizce acayip hatta iğrenç görünen hayatlarını, onlar zevkle devam ettirirler. Mayıs böceği misali... Gübre ile oynamak bu hayvanlar için saadettir.

Müslüman için bütün mesele Firavun'u tespit etmektir. Günahsız insan aramak yerine günah bendini yıkan haini tespit etmelidir.

Musa'yı göremeyenlere şunu söyleyeyim:

Madem Firavun vardır, öyle ise Musa da vardır. Bunlardan birinin varlığı diğerinin varlığını gerektirir.
Hekimoğlu İsmail
 
selam ve dua ile kardeşim
Jan. 19
GÜNEŞ KADAR SICAK KAR TANESİ KADAR BERRAK YAĞMUR KADAR SAF VE TEMİZ BİR ÖMÜR DİLEĞİYLE
 
Jan. 13

PhotobucketPink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPhotobucketPink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPhotobucket 

Yaşadığım şehrin bir gecesine

karbeyaz çiçekler takıver artık

Yazdığım şiirin bir hecesine

Duyğu seli olda akıver artık..

 

Photobucket 

 

 Photobucket

  Kirpiğimde böyle asılı kalma

Yıllar geçiyor yar..Gönlümde solma

umutsuz günlere arkadaş olma

Küllenmiş ateşi yakıver artık..

 

 

 spring flowers Pictures, Images and Photos

 

Ben bekledim yıllar bekledi

Bu ıssız sokaklar yollar bekledi

Gözlerim bekledi, kollar bekledi

Ansızın bir yerden çıkıver artık..

 

 

 Photobucket  

 

Photobucket

Razıyım başımda kara bulut ol

İstersen hüsranım, ister umut ol

Bu zor sorulara gel de, yanıt ol

Ya da şu ipimi, çekiver artık.. 

PhotobucketPink Tulips Pictures, Images and Photos Pink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPhotobucketPink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPink Tulips Pictures, Images and PhotosPhotobucket

Jan. 13

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN BİTANECİK DOSTUM HERŞEY GÖNLÜNCE OLSUN YÜZÜNDEN GÜLÜCÜK EKSİK OLMASIN BİR ÖMÜR BOYU MUTLU OLMAN DİLEĞİYLE

SENİ ÇOK SEVİYORUM HEMDE ÇOK

 







 



 




1 gün önce




 

Jan. 13
No list items have been added yet.

...

There are no photo albums.